DODO VİDEO
• 3/7/2008 - YENİ FİLMLER
ŞİMDİ DODO VİDEODA İYİ SEYİRLER...
TESTERE IV
BU BİR TUZAK !!!
SWAT KOMUTANI RIGG KAÇIRILIP OYUNUN YEMİ OLMAYA ZORLANINCA, TESTERENİN DOKUNMADIĞI SON SUBAYA SADECE 90 DAKİKA VERİLİR. SON ASKER BU SÜREDE YA DELİ İŞİ TUZAKLARIN ÜSTESİNDEN GELİP ESKİ DOSTUNU KURTARACAK, YA DA OYUNUN ÖLÜMCÜL SONUÇLARINA KATLANACAKTIR...

OYUN BOZAN
MÜKEMMEL BİR OYUN PLANI VARDI. KÜÇÜK BİR PROBLEM HARİÇ ! WALT DİSNEY PICTURES SUNAR.
EĞLENCELİ VE KALPLERİ ISITAN BİR AİLE KOMEDİSİ
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 10/1/2008 - Şimdi DVD ve VCD'de
• 8/11/2007 - Beyaz Melek
| Bu kadroya kayıtsız kalınmaz |
Müzisyen olarak tanınan Mahsun Kırmızıgül, senaryosunu yazıp yönettiği ve oynadığı Beyaz Melek'te dokunaklı bir öykü anlatıyor. Film 16 Kasım'da seyirciyle buluşacak.
FİLMİN FRAGMANINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN
Çekimleri 7 hafta boyunca Adapazarı, İstanbul, Tuzgölü ve Diyarbakır'da gerkçekleştirilen filmde; Türk tiyatro ve sinemasının duayenlerinden oluşan bir kadro rol alıyor.
Ali Sürmeli, Arif Erkin, Bilge Zobu, Cihat Tamer, Cezmi Baskın, Deniz Oral, Emel Sayın, Erol Demiröz, Erol Günaydın, Gazanfer Özcan, Nejat Uygur, Suna Selen, Toron Karaca, Tomris Oğuzalp, Yıldız Kenter, Hüseyin Avni Danyal, filmin "ağır topları".
Bu usta oyunculara Mahsun Kırmızıgül'ün yanısıra Zeynep Tokuş, Sarp Apak, Fadik Sevin Atasoy, Yavuz Bingöl gibi genç kuşak oyuncular eşlik ediyor.
FİLMİN KONUSU
Hastalığı sebebiyle, İstanbul’a kontrol ve tedavi amacıyla Diyarbakır’dan gelen Mala Ahmet, hastane koridorlarından kaçar. Oğulları Ali ve Reşat babalarını kaybetmenin telaşıyla İstanbul sokaklarını arşınlarken, Mala Ahmet’in yolu tesadüfen bir huzurevinin kapısına düşmüştür. Huzurevi sakinleri Mala Ahmet’i terkedilmiş sanarak içeri alırlar. Koşmaktan yorulan ve şaşkınlığı her halinden belli olan Mala Ahmet yepyeni bir dünya ve o dünyanın kahramanlarıyla tanışır. Başta Yorgo ve Beyaz Melek yakınlıklarıyla onu rahatlatmışlardır. Ali ve Reşat babalarını bulduklarında huzurevi gerçeğiyle tanışmışlar, huzurevinin ne olduğunu ilk orada öğrenen Ali ve Reşat bu trajedi karşısında hayrete düşmüşlerdir. Çünkü onların yaşadığı yerlerde anneler ve babalar ne kadar yaşlansalar da her zaman çocuklarının yanındalardır. Ve onlar yaşlı insanların bu kadar yalnız, bu kadar vefasız ve az da olsa şiddete maruz kalmalarını kabullenemezler.
İkinci gün köye dönmek üzere olan Mala Ahmet ve çocuklarını huzurevinde yaşayan Nebahat ve Yaşar Hoca’nın düğün sürprizi vazgeçtirir. Böylesine sıcak ve güzel insanları seven Mala Ahmet, balayına gidemeyen çifti ve diğer huzurevi sakinlerini Diyarbakır’a kendi köyüne davet eder. Bu davete çok sevinen huzurevi sakinlerini yıllar sonra bambaşka bir heyecan ve mutluluk sarar. Bir minibüs kiralayan Mala Ahmet ve çocukları bu yaşlı ve dünya güzeli insanları da yanlarına alarak, ilginç trajik ve bir o kadar da komik bir serüvene doğru yola çıkarlar…. |
www.hürriyet.com.tr |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 15/10/2007 - Hepsini Vur

Shoot'Em Up
Clive Owen, dünyanın en sinirli ve sert mizaçlı adamıyken kendisini dünyadaki en masum şeyi yani yeni doğmuş bir bebeği korumakla yükümlü bulan Bay Smith’i canlandırıyor. Smith ateşli bir çatışmanın ortasında, bebeği doğurtur. Kısa süre sonra anlar ki kimliği bilinmeyen bir güç bu bebeğe ilişkin tüm izleri silmek üzere, Hertz denen birinin liderliğindeki gizemli ve sonu gelmeyen bir tetikçiler ekibi göndermiştir.
Sayısız kurşun ve akla gelebilecek her türlü ateşli çatışma arasında, Smith, DQ adında bir hayat kadınıyla güç birliği yaparak, oluşturdukları bu geçici ailenin tüm üyeleri kurşunlara hedef olmadan önce bebeğin hayatının neden tehdit altında olduğu muammasını çözmeye çalışır. Herkes bebeğin ölmesini istemektedir. Esas soru ise şudur: Neden?
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 9/10/2007 - Harry Potter ölecek
Harry Potter ölecek
Romanın yazarı, artık böyle bir fantezi roman yazmayacağını söyledi.
Harry Potter romanlarının yazarı JK Rowling, bir kez daha böyle bir fantezi roman yazmayacağını söyledi.
Rowling, İskoçya’nın Edinburgh kentinde Alman Der Spiegel dergisine verdiği röportajda, şu sıralar küçük çocuklar için bir masal kitabı yazdığını belirterek, "Artık Harry Potter gibi bir fantezi roman yazmayacağım. Bunu artık bitirdim. Bu, tüm zamanlar için yeter" dedi.
Milyonlarca hayranının eleştirilerine rağmen bu baskılara boyun eğmeyeceğini ifade eden Rowling, "Ben Harry Potter’ın güzel dünyasını terk ettim ve bu dünyaya bir daha dönmeyeceğim" diye konuştu.
Harry Potter’ın sonunu, roman dizisine başladığı andan itibaren düşünmeye başladığını, buna rağmen dizinin sonunda göz yaşlarını tutamadığını kaydeden Rowling, "Burada Harry ölüme hazırlanıyor. Bunu 10 yıl boyunca düşündüm, ancak yine de kağıda döktüğümde, ona her zaman eşlik ettiğim duygusuna kapıldım. Tabii ki, kurtulacağını biliyordum, ancak o anda ayrılmamız gerektiğinin bilincine vardım" dedi.
Harry Potter’ın 7. ve son romanını bir süre bir kasada gizlediğini ve bunun en çok sevdiği roman olduğunu anlatan Rowling, "Dördüncü ve beşinciyle çok uğraştım, bu yedincisi benim için bir kurtuluştu" diye konuştu.
Kafelerde çalışmayı sevdiğini, ancak bulunduğu birçok kafenin kapandığını belirten Rowling, "Harry Potter üzerinde çalıştığım çoğu yeri herhalde bir şekilde lanetledim" şeklinde espri de yaptı.
Rowling ayrıca, Harry Potter’ın ABD’nin Florida eyaletindeki bir eğlence parkına da konu olacağını, yasal olarak bunu engelleyemediğini belirterek, "Ancak mutlaka güzel bir tesis olacak" dedi.
Kaynak:  |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 9/10/2007 - Haftanın Filmlerinden Seçmeler
Ya öl, ya öldür!
İçindeki Yabancı / The Brave One

Neil Jordan’ın son filmi “İçindeki Yabancı”da Oscar’lı oyuncu Jodie Foster’ı izliyoruz. Yaşadığı korkunç olayla, sevdiği adamı kaybeden ve tüm hayatı değişen genç bir kadının, ölüm makinesine dönüştüğü filmde, yönetmen Jordan izleyiciye kolay cevaplanmayacak ahlaki sorular soruyor.
New York sokakları Erica Bain için hem evi hem de geçim kaynağıdır. Sevgili şehrinin seslerini ve hikayelerini sunucusu olduğu “Street Walk” adlı programı aracılığıyla radyo dinleyicileriyle paylaşmaktadır. Akşamları, hayatının aşkı olan nişanlısı David Kirmani’nin yanına gider. Fakat Erica’nın bildiği ve sevdiği her şey korkunç bir gecede elinden sökülüp alınır: David’le birlikte uğradıkları apansız ve hunharca saldırı David’in ölümüne, Erica’nın da ölümün eşiğine gelmesine neden olur.
Erica’nın vücudundaki yaralar iyileşse de, daha derindeki yaralar kapanmaz. David’i kaybetmenin yarattığı hüsrandan daha büyük olan tek şey, peşini asla bırakmayan dehşet verici korku hissidir. Bir zamanlar gezmeyi çok sevdiği şehir sokakları, hatta bunların en sıcak ve aşina olanları bile, artık yabancı ve tehditkar görünmektedir.
Sonunda bu korku dayanılmaz bir hâl alınca, Erica kendini ona karşı donanımlı kılacak bir şeyler yapmaya karar verir. Elindeki silah kendini soyut bir düşmana karşı korumanın somut bir yolu olur ya da o böyle düşünür.
İlk kez birini vurduğunda, öl ya da öldür durumu söz konusudur. İkinci kere de bir nefsi müdafaadır, yoksa acaba kendini tehlikeden uzak tutmamayı mı seçmiştir? Bir zamanlar Erica’nın kanını donduran korku yerini başka bir şeye bırakır; bir gece kendinden çalınan hayatı tekrar geri alma dürtüsüne, içinde olduğunu fark etmediği bir şeye dönüşür. Kanunu kendi eline almış, kimliği bilinmeyen birine ilişkin hikayeler şehirde hızla yayılmaya başlayınca, New York Polis Teşkilatı detektifi Sean Mercer katili yakalama konusunda gitgide daha kararlı olur. İpuçlarını birleştirmeye başlayınca, kanıtlar eli silahlı bir adama değil kin dolu bir kadına işaret eder.
Bir yandan kendisine her gün biraz daha yaklaşan Mercer, bir yandan da kendisini yargılayan vicdanı yüzünden, Erica’nın bir tür adalet, hatta belki intikam arayışının doğru seçim olup olmadığına, kendisinin aslında peşine düştüğü şeye dönüşüp dönüşmediğine karar vermesi gerekmektedir.
Dehşet Odası / Captivity

Yönetmenliğini Roland Joffe’ın yaptığı ABD – Rusya ortak yapımı “Dehşet Odası” korku severleri sinemaya çekmeyi başaracak, güçlü bir hikaye. Hep hissedilen gerilimin, sürpriz bir sonla harmanlanıp izleyiciye sunulduğu filmde, güzel oyuncu Elisha Cuthbert, işkence için kaçırılmış bir süpermodeli başarıyla canlandırıyor.
Şöhretinin doruğunda olan güzel manken Jennifer Tree bir sabah uyandığında kendini bir hücreye kapatılmış bulur. Kişisel eşyalarının, fotoğraflarının ve bir dizi kilitli dolabın bulunduğu odada, güzel mankene daha önce işkence yapılmış insanların görüntüleri ve kendi röportajlarının olduğu kasetler izletilir. Bu odadan kaçmaya çalışsa da hiç bir kurtuluşu olmadığının farkına varır. Jennifer’i kaçıran seri katil onu çok iyi tanıyıp, tüm korku ve arzularını biliyordur. Jennifer’in hassas olduğu konularda ona psikolojik oyunlar oynayarak onu baskı altına alır.
Jennifer bir süre sonra yalnız olmadığını fark eder. Yan taraftaki odada Gary isimli genç bir erkek vardır. Sadistçe yapılan işkencelere maruz kalan Jennifer ve Gary hapsedildikleri mahzenden kaçmaya çalışırken verdikleri mücadele onları duygusal olarak birbirlerine yaklaştırır.
Ancak zaman geçtikçe olay daha da karmaşık bir hal alır, acaba diğer kurbanlar gibi Jennifer’in da kaçınılmaz sonu ölüm mü olacak?
Bana Şans Dile

“Mustafa Hakkında Her şey”, “Babam ve Oğlum” gibi filmleriyle beğeni kazanan Çağan Irmak, 6 sene önce çektiği “Bana Şans Dile” ile, izleyici karşısına çıkıyor. Irmak, filminde, günümüz Türkiye’sinin ve son dönem Türk gençliğinin bir portresini sunuyor.
Gerilim türünün ülkemizdeki ender örneklerinden olan filmde, içe kapanık, iletişimsiz, sakar lise öğrencisi Bahadır bir sabah uyandığında dünyayı değiştirmeye karar verir. O sabah okula giderken beline taktığı tabancayla sınıf arkadaşlarını rehin alarak korkulu anlar yaşatacak olan Bahadır, onlardan hayatları boyunca kendilerini en çok yaralayan anılarını anlatmalarını ister.
Öğrencilerin anlattıkları hikayelerden yola çıkan film boyunca annesi tarafından çocukluğunda dolaba kilitlenen ve karanlıktan korkan Çağlar, ünlü bir televizyoncu olmaya çalışan ve maddi durumu pek iç açıcı olmayan Ayşegül, şair olmaya çalışan romantik Behiç, satanist gruplara katılan Serkan, otoriter bir babanın baskısından bunalmış Türker ve hiç anne sevgisi görmemiş Bahadır’ın öykülerini izliyoruz.
Bitirim İkili 3 / Rush Hour 3

Brett Ratner’in yönettiği ve Jackie Chan, Chris Tucker, Vinnie Jones ile Hiroyuki Sanada’nın oynadığı Bitirim İkili 3, 1998 ve 2001 yıllarındaki versiyonlarından sonra yeniden izleyici karşısına çıkıyor.
Los Angeles’ın kilometrelerce uzağında, Paris’in kalbinde bir sır yatmaktadır ve sırrı öğrenen Büyükelçi Han onu açığa çıkarmak üzeredir. Dünyaca ünlü organize terör örgütü Triad’ın bilgilerine ulaşan Han, örgütün zirvesi Shy Shen’in gerçek kimliğini Dünya Suç Mahkemesine’ne açıklamasına kısa bir süre kala bir suikast kurşunuyla susturulur.
Triad sırlarının ortaya çıkmasını engellemek için her şeyi yapabilir ve onları durdurmanın sadece bir yolu vardır…
Los Angeles Polis Departmanından Dedektif Carter ve Çinli meslektaşı Müfettiş Lee geri dönüyor…Ama bu sefer ikisinin de bilmedikleri bir yerde, Paris’teler. Bitirim İkili 3’te görevleri, büyük çaplı bir suç örgütünü durdurmak ve eski dost Büyükelçi Han’ın kızı Soo Yung’u kurtarmak.
Yıldız Tozu / Stardust

Robert De Niro ve Michelle Pfeiffer’in oynadığı, Matthew Vaughn’ın yönettiği “Stardust”ta sevdiği kadının kalbini kazanabilmek için Yvaine adlı yıldızı sönmek üzere olan bir oyuncuya yeniden hayat vermeye söz veren Tristian’ın öyküsü anlatılıyor. Tristian ile Yvaine beraber çıktıkları macerada Kaptan Shakespeare adlı bir korsan ve şeytani ruhlu bir cadıyla yüz yüze gelmek zorunda kalacaklardır. |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 9/10/2007 - Müjde Ar'ın Yeni Filmi Çekiliyor
Müjde Ar'ın yeni filmi çekiliyor

Müjde Ar’ın yeni filmi Kilit’in çekimlerine Sepetçiler Kasrı’nda başlandı.
8 Ekim 2007 Pazartesi
Yönetmenliğini Ceyda Aslı Kılıçkıran’ın, müziklerini Atilla Özdemiroğlu’nun yapacağı filmde Serap Aksoy da oynuyor. Filmin görüntü yönetmenliğini Ali Utku yapacak.
Film, modern Türkiye’nin kadın oyuncularından olan Berna ve sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını olan Afife Jale’nin paralel yaşamlarını konu alıyor. Reenkarnasyon felsefesinden yola çıkan hikayede, iki farklı dönemden kadının radikal ön yargılara ve popüler kültüre başkaldırışını görüyoruz..
Her iki kadının mücadelesi, günümüz koşulları ve geçmiş döneme çizilen zigzaglarla yalın bir anlatımla izleyiciye aktarılıyor.
Sembollerin ve göndermelerin egemen olduğu hikâye, iki farklı dönemden kadının toplum önyargılarıyla engellenmesi bu kez müziğin evrensel diliyle anlatılıyor.. Dolayısıyla film, günümüz rock müziği ve Afife Jale dönemindeki klasik Türk müziği eserleriyle donatıldı.
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/10/2007 - Bu Hafta Vizyona Giren Filmler:
• 3/10/2007 - Kendi filmini sansürledi
| Kendi filmini sansürledi |
Çin'de 59 yıldır iktidarda olan Çin Komünist Partisi, 64. Venedik Film Festivali'nde bu yıl "Altın Aslan" ödülünü kazanan "Lust, Caution: Şehvetle İhtiyat" filminin sansürünü, filmin Tayvanlı yönetmeni Ang Li'ye bizzat yaptırdı. Çocukları ve gençleri korumak için, 156 dakikalık filmin içerdiği şiddetli seks sahneleri dolu 30 dakikanın kurgudan çıkarılması işini yönetmen Ang Li, memnuniyetle kabul etti.
Resmi Yeni Çin Haber Ajansı Şinhua'ya göre, Ang Li, "Yönetmenin bu işi yapması, filmin içeriği ve bütünlüğünün korunması bakımından çok iyi oldu" dedi.
Venedik'te iki yıl önce 2005'de iki eşcinsel kovboyun anlatıldığı "Brokeback Mountain" filmiyle de "Altın Aslan" ödülünü kazanan Li, "Çocukların da bu filmi seyretmeleri artık mümkün" dedi.
İkinci Dünya Savaşı Şanghay'ını anlatan film, Çin Halk Cumhuriyeti'nde 26 Ekim'de gösterime girecek.
| http://sinema.hurriyet.com.tr |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 2/10/2007 - İşte Türkiye'nin Oscar Adayı
| İşte Türkiye'nin Oscar adayı |
|
Oscar yarışında Türk sinemasını temsil edecek olan film belirlendi. Katıldığı ulusal ve uluslararası film festivallerinden ödülle dönen Takva yabancı dilde en iyi film dalında Oscar aday adayı.Yönetmenliğini Özer Kızıltan'ın yaptığı film, sinema meslek birlikleri temsilcilerinden oluşan bir kurul tarafından Ozcar yarışında Türkiye'yi temil etmek üzere seçildi.
Erkan Can, Meray Ülgen, Murat Cemcir, Engin Günaydın, Öznur Kula'nın rol aldığı film, inançlı kendi halinde bir Müslümanın gittiği tarikatta önemli bir göreve getirilmesiyle yaşadığı çelişkileri anlatıyor.
'Yaşamın Kıyısında' adlı son filmiyle Oscar'da Almanya'yı temsil edecek Fatih Akın ise 'Takva'nın yapımcılarından biri. Oscar adayları 22 Ocak'ta açıklanacak, ödül töreni ise 24 Şubat'ta yapılacak.
www.hurriyet.com.tr
| |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|