|
 GÖRÜNEN
TÜRKÇE'NİN 700 YILI

Aziz Nesin'in 1991 İstanbul Kitap Fuarında yaptığı bir konuşma vardır. Esasında bir öykü anlatır.
Anadolu'dan Avrupa'ya çalışmaya gitmiş iki arkadaş yıllar sonra yurda dönerler. Arabayı kullanan "İstanbul'a vardık çok şükür" der. Diğeri inanmaz, tabelaları gösterir, "Salon La Bella", "Game House", "Shopping Center" falan ve devam eder "burası Türkiye olsa Türkler yaşar, Türkçe konuşurlar" der.
Bugün İstanbul'u bırakın Anadolu'nun en sapa yerindeki kasabasında bile durum böyle oldu. Avrupa özentisinden kentlerimiz yabancı dillerden tabelalarla doldu. İlkokul öğrencilerimizin, ülkemizde üretilen okul çantalarının üzerine kadar gelip yerleştiler.
Oturup her yıl 26 Eylül'de kutladığımız Dil Bayramımızda Türkçe'mizi düşündüm. Taa Beylikler döneminde, 1200'lerde yani 700 yıl önce Karamanoğlu Mehmet Bey'in Arapça'nın, Farsça'nın etkisinden Türkçe'nin kurtarılması için fetvası. Her türlü dergahta, mecliste Türkçe'nin dışında başka dilin kullanılmasını yasaklamış. Hatta "kellesi alına" bile demiş.
Şöyle tarihi, yüzyılları hızlı hızlı anımsayarak bir yolculuk yaptım:
Bir toplum düşünün ki yazı yani bilim ve sanat dili başka konuşma dili başka olsun. Böyle bir toplum diliyle ne kadar düşünebilir.
İkinci konu: Bütün toplumlar her alanda kendine çeki düzen verecek, sorunlarına çözümler üretecek, sahiplenecek kurumlarını kurar. Batıda rönesans diye bir dönüm noktası vardır. Yani insan insanla sorunlu, karanlık orta çağ denilen çağ yaşanmakta. Bu çağda "yeter" denildiği, yeniden doğuş deyip herşeyin yeniden düzenlendiği dönemdir. Dil'de, batı da bu dönemde ele alınmaya başlar. 16.yüzyıla gelindiğinde toplumlar dillerini geliştirmeye, bilime sanata hazırlanmaya, örgütlenmeye başlamışlardır. Karamanlı Mehmet Bey'den 300 yıl sonra.
Biz de dil konusu Mevlana ve Yunus Emre'de daha iyi görünür. Mevlana Farsça, Yunus Emre Türkçe söyleyeceklerini, söylemişler, dizelerini kurmuşlardır.
Mevlana çevrilerek okunmuştur. Yunus Emre her yüzyılda olduğu gibi, halkın kendi anladığıyla okunmuştur.
Şimdi bazılarımız var, Osmanlıca sözcükleri bilhassa kullanmada ısrarlı. Altmış yaşımda olmama karşın ben bile anlamıyorum. 1850'lerde Ziya Gökalp'ların, Ömer Seyfettin'lerin başlattığı, 1932'de Atatürk'ün yoğun emek verdiği en önemli devrimlerimizden biri Dil Devrimimiz var. Onun önünü keselim derken kafaları karıştırdık. Şimdi mutluluğu dışarıda arayan hovarda gibiyiz. Ne olursa olsun dilimiz çatalda olsa devrimi yaşıyor. Meyvesini veriyor. Senede bir gün dilimizi düşünelim.
www.sakaryagazetesi.com.tr |